|
Konyaspor’a sponsor olup 30-35 milyon mark bütçe
harcamasına rağmen bir türlü şampiyonluk gelmeyince Kombassan
Holding artık kenara çekilmiş ve yeni bir yönetim ihtiyacı
ortaya çıkmıştı.
İlk sezon siyah-beyaz Konyaspor’un takım kaptanı
merhum Mehmet Oktut ağabey başkanlığında bizim de içinde
bulunduğumuz yönetim ile de sonuç alınamamış ve kongre sonucunda
aynı yönetimde başkan vekili olan, aynı zamanda Konya Büyükşehir
Belediyesi Genel Sekreteri Mehmet Köseoğlu başkanlığında yine
aşağı yukarı aynı yönetim ile sezon sonu gelmeden şampiyonluk
garantilenmiş oldu.
Konya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu yönetim
kurulunda 5 katlı ASKF binamıza dev bir Konyaspor bayrağı ile
aynı büyüklükte teknik direktör Hüsnü Özkara ve takım kaptanı
Hamza Hamzaoğlu’nun resimlerinin bulunduğu brandalar asma kararı
almıştık.
Siparişler verilip federasyona teslim edildi,
sıra gelmişti boyutları itibarıyla rekor büyüklüğe sahip
brandaların binamızın ön yüzüne asılmasına. Arkadaşlarımızın bu
işlemi yapacakları gün ben de ASKF’ye uğrayıp işin ne durumda
olduğunu görmek istedim. Çünkü o gün şehirde müthiş bir rüzgâr
çıkmış; ağaçların dalları kırılıyor, çatılardan kiremitler
düşüyordu.
Binaya varınca gördüm ki bizim bayrak asma işi de
rüzgârdan etkilenmiş olup Faruk Hatipoğlu komutasındaki ekibimiz
brandayı çatıdan sarkıtmasına rağmen aşağıdan brandanın ucunu
sabitlemek mümkün olmuyordu. Rüzgâr alıyor veriyor ama
arkadaşlar bir türlü brandaya hâkim olamıyordu.
Ben de yardımcı olmak için kolları sıvamıştım.
Rüzgâra rağmen bir anda sabitlemeye yardımcı olacak ipi
yakalamıştım. Ancak ipin elimden fırlamaması için daha da ileri
gidip ipi iki elime doladım ve zemin kat pencere demirlerinden
birine bağlamak için harekete geçtim.
Ancak tam bu sırada rüzgâr öyle bir hamle yaptı
ki kendimi brandanın ucunda havalanmış olarak buldum. Caddeye
doğru uçuyorduk resmen. Eee bunun bir de geri dönüşü olacaktı ve
istikamet binanın duvarıydı.
Evet fizik kanunu bunu gerektiriyordu;
havalandıktan sonra duvara doğru tersi istikamette düşüş
başladı. Duvara çarpmamak için bir anda elimi doladığım iplerden
kurtulup kendimi bir bir buçuk metreden aşağıya bıraktım.
Düşüşü başarı ile gerçekleştirmiş ve yere sağlam
bir iniş yapmıştım ama! Ama bu badireyi bu kadar da ucuz
atlatamamıştım. İki elimin parmaklarında doladığım iplerden
dolayı derin yaralar oluşmuştu. Yukarı çıktım, arkadaşlar ile
bir durum değerlendirmesi yaptık, brandalar daha sonra asılsın
dedik fakat bizim durum iyi değildi.
Birkaç gün sonra Kurban Bayramı idi ve bu
parmaklar bize lazım olacaktı. Hadi onu geçtim, millete ne
diyecektik? Öyle ya, koca adam bayrak asarken yaralanmıştı.
Önce tedavi için harekete geçtik. Hastaneye
giderek pansuman ve sargı işlemi yapılırken bir taraftan da
kafamda bir çözüm üretmeye çalışıyordum ve sonunda bulmuştum.
Çözüm: “Toyota marka arabam kontağı çevirmeme rağmen
çalışmayınca kaputu açıp aküyü kontrol ederken bir anda
parmaklarımı akıma kaptırmıştım.” Senaryo fena değildi ve ilk
denemede kabul görmüştü.
Bayram önü birkaç günü ve iş bayramı olan Kurban
Bayramı'nı her gün pansuman sargı ile bu şekilde geçirmiştik.
ASKF binasına asılan bayrak ve portreler ise
şehirde büyük ilgi görmüş ve ulusal basında da haber olmuştu.
Uçmaya değmişti yani. |