Kamuda görev
yaptığımız ilk yıllarda, sahadan edinilen tecrübeye önem
verirdik. Tespit ettiğimiz eksiklikleri henüz yerleşmeden
gidermeye; özellikle kamuoyunda yanlış algıya yol açabilecek
hususlarda, sürecin en başında gerekli düzeltmeleri yapmaya özen
gösterirdik.
Londra 2012 Olimpiyatları
bunun en net örneklerinden biriydi. Kafile listesinin
“sporcular ve yöneticiler” diye toptancı bir dille ilan
edilmesinin yarınki manşetleri nasıl besleyeceğini biliyorduk.
Bu yüzden listeyi antrenör, sağlık görevlisi, spor teknik
elemanı ve benzeri doğru unvanlarla yeniden düzenleyip
yayımlattık. Çünkü ortada yanlış bir sayı yoktu; yanlış bir
anlatım ve başlıklandırma vardı. Biz de haber doğmadan o yanlış
anlaşılmanın önüne geçtik. Kamu işinde bazen yaptığınız iş
kadar, o işin nasıl göründüğü de önemlidir.
Aynı titizliği
federasyonların yıllık bütçelerini kamuoyuna sunarken de
gösterdik. Listeleri yayımlama adetini kaldırarak, birbirinden
bütünüyle farklı branşların ve şartların hatalı bütçe
mukayeseleri üzerinden yargılanmasının önüne geçmeye çalıştık.
Rakam doğru olabilir… Ama o rakamın anlattığı hikâye yanlış
olabilir. Çünkü kamu yönetiminde mesele yalnızca
doğru rakamı açıklamak
değildir.
Asıl maharet, o rakamın ne anlattığını doğru
anlatabilmektir.
Fakat asıl deneyim,
çoğu zaman dosyalarda ve toplantı salonlarında değil; hayatın
hiç beklemediğiniz bir köşesinde karşınıza çıkar. Benim için
böyle anlardan biri de Artvin’de yaşandı. Spor Genel Müdür
yardımcılarımdan biri Artvinliydi. Memleketine kazandırdığımız
kayak telesiyej hattının açılışı için birlikte gittik. Program
güzel geçti. Ardından açılışların vazgeçilmez ritüeli başladı:
“Hattın ilk kullanımını birlikte yapalım” ısrarı.
Benim ise Ankara’ya dönüp hafta sonunu
ailemle geçirmek üzere Afyon’a gitmem gerekiyordu. Teşekkür
ederek ayrılmak istediğimi söyledim. Sonra biraz nükte biraz da
yılların birikimiyle ekledim: “Şimdi
bütün protokol hep birlikte havada asılı kalırız filan…
Ben de
Trabzon’dan uçağı kaçırmayayım.”
Gülüp geçtik. Oysa bu esprinin arkasında
meslek hayatında sıkça karşılaştığımız bir gerçek yatıyordu.
Gazetelerde “Protokol asansörde kaldı”, “Yetkililer
mahsur kaldı” haberlerini hatırlıyorduk. Protokolün birlikte
hareket ettiği her organizasyonda en küçük bir aksaklık bile
ertesi günün manşetine dönüşebiliyordu.
Hemen hareket ettik. Trabzon’a geçtik,
Ankara uçağına yetiştik. Uçak Esenboğa Havalimanı pistine teker
koyar koymaz telefonu açtık. Önce bizi arayan olmuş mu,
havadayken bir mesaj gelmiş mi diye baktık. Sonra her zamanki
refleksle haber sitelerine girdik.
Ve daha ilk sayfada… Artvin’de o gün
hizmete giren telesiyej hattının ilk seferinde vali, belediye
başkanı, spor genel müdür yardımcım ve diğer protokol üyeleri
elektrik kesintisi yüzünden havada asılı kalmışlardı. Neyse ki
jeneratör hemen devreye girmiş, olay kısa süreli bir şaşkınlıkla
atlatılmıştı.
Ekrana bir süre sessizce baktım. Sonra
kendi kendime gülümsedim. Saatler önce “Hep birlikte havada
asılı kalırız” diye yaptığım şaka, birkaç saat sonra haber
sitelerinin manşetine dönüşmüştü. İşte bazen deneyim tam
da budur. Ve bazen insanın dilinden dökülen bir espri, birkaç
saat sonra gerçeğin ta kendisi oluverir.