MEHMET BAYKAN "ÖZEL"

 
RÖPORTAJ: "BÜKÜLMEYEN BİLEK BİZİM OLSUN"
 

Sayın Baykan, Konya'nın yetiştirdiği uluslararası alanda meşhur olmuş Taşkentlilerden birisiniz. Taşkent'i ve çocukluğunuzu değerlendirebilir misiniz?

-Şimdi bizim Taşkent'in karakteristik özelliği çok hayatını sürdürebilme açısından, süreklilik açısından mümkün olmayan bir yer. Konya, sonra İstanbul olmak üzere sürekli göç veren yer. Bizim ailemizde bu özelliğe uygun olarak Konya'ya çok erken zaman diliminde göç eden bir aile. Baba tarafım, babam 3 yaşındayken Konya'ya göç ediyor. Anne tarafım, annemin ailesi annemin genç kızlık çağında Konya'ya göç ediyor. Ama belki biraz dağlı milliyetçiliği görüntüsü bırakın birinci derece, ikinci derece akrabamızda olmasa sürekli Taşkent bağımız devam etti. Başka bir özellik memlekete bağlılığın dışında da bunu sağlayan dağın başında bir yerde sürekli dışarıdan gelenleri ağırlayacak tarzda ve çapta otel hep oldu. Şimdi de Otel Pirlerkondu oldu. Rahatlıkla gidip, misafir dahi götürebileceğin hizmetleri verebilen çok güzel bir ortam. Ama Konya'da hep Taşkentliler iç içe yaşadı. Doğduğumuz büyüdüğümüz, çocukluğumuzun geçtiği ve bu mahalle Çaybaşı Mahallesi. Daha doğrusu Çaybaşı Caddesi. Çay akan, çaya ara sıra apalama, yürüme çağına gelen çocukların düştüğü, Çaybaşı hikayelerinin konuşulduğu ve hatırladığımız, çayında yüzdüğümüz Çaybaşı mahallesi. Sonrasında tabi çay may kalmadı. Cadde oldu tam olarak. 2 oda, 1 mabeyin kerpiç ev. Tuvaleti dışarıda. 1964 doğumluyum. Aklımızın ermeye başladığı zaman dilimi içerisinde geniş bir bahçenin içerisinde şimdi birkaç sene önce yıkılıp var olmayan kerpiç ev ve dedemin oturduğu alt katında da sırasıyla amcalarımın bir ara biz de oturmuşuz iki katlı bir ev. Hala mevcut. Sonrasında 1974 yılının şartlarında babamların yaptırdığı, rahmetli amcamla birlikte bitişik nizam. İki kat 4 daire, bir bina. Biz de orada evlendik, orada çocuk sahibi olduk.

Büyük bir ailenin içinde mi büyüdünüz?

Kesinlikle büyük bir ailenin içinde büyüdük.

Sporla tanışma nerede başladı?

Sporla tanışmamız şöyle; Çocukluğunuzdan beri mahallede top oynuyorsunuz doğal olarak. 4 taş, iki kale. Hatta Mevlana Ortaokulu benim ortaokulum. Bir taraf Çaybaşı, Hacıfettah, Uzunharmanlar, kalfalardan öğrenci profili. Bir tarafta Muhacir Pazarı, İstasyon mahallesi, Pirebi taraflarından gelen öğrenciler. Bizim kesimde 4 taştan iki kale, 1 top  varsa mahallede zengin çocuğu onun topu, yoksa naylon top. Öbür taraftan gelenler de Mümtaz Koru Okulunun bahçesi, stadyumda basketbol korttan dolayı basketbol.

Onlar biraz daha mı elitti ?

Daha elit tabi. Böyle İbrahim Tatlıses'in dediği gibi Oxford vardı da okumadık mı. Bizim mahallerde basketbol potası yoktu. Caddeler ya da okul bahçeleri sahamız. Hatta ana cadde üstünde top oynayabilecek kadar o yılların trafik yoğunluğunu söyleyebilirim. Araba geldi mi durur, lastiğin altına top gider, patlar. Komşunun bahçesine top gider, kimi anlayışlıdır, kimi keser. Bunlar hep çocuklukta yaşadığımız şeyler. Sonrasında Mevlana Ortaokulunda her yıl atletizm seçmeleri yapılırdı. Uzun mesafede Seçil Kutay, şimdi Ankara'da yaşayan Beden Eğitimi öğretmenimiz, nefesimizin iyiliğinden dolayı bizi stadyuma çağırdı. Hocamızda Fazlı Bayram Hadi, şimdi Adana İl Müdürümüz. O günlerde işte Hadim, Kongul'dan çıkmış. Ama lisede okuyor, ama eğitim enstitüsünde. Stadyumun altından yatıp, kalkıyor. Antrenör bize destek oldu. Biz de Taşkentliyiz , hemşerilikte olunca bize destek oldu. Fakat bir evin bir oğluyuz. Sürekli gözler üstümüzde. Ağabeyim 11 aylıkken vefat etmiş. Biz yerine gelmişiz. Sürekli ailemizin, annemizin, babamızın gözetimi altındayız.

Spor o yıllarda Konya'nın gündeminde ıvır zıvır işler olarak mı algılanıyordu ?

Çok yok. Bakın ben ilkokula giderken mahalleden top sahasına yani stadyuma gelip gittim diye izinsiz, duramadım anneme söyledim, iyi bir dayak yemiştim. O dayağa rağmen babama söyleme diye anneme yalvardım ve annem söylemedi. Kesinlikle. Ben sonrasında da yaşadım o sıkıntıyı. Netice bizim atletizm yapmamıza  şiddetle karşı çıkıldı ve o macera yürümeden bitti. Ama içimizde hep ukde olarak kaldı. Sonra mesela  Salim Koçak Abiyi bilirsiniz. Konya Şehir Tiyatrosunu kurdu. Seçmeler yapmış falan, sonra haberim oldu, yaz tatili için İstanbul'daydım. Gittim seçmelerden sonra, bana 2 sufle okuttu, çok güzel, başla dedi. Yine aile meclisi toplandı. Rahmetli amcam hiç unutmuyorum. Dedi ki; "Yeğenin ne iş yapıyor dediklerinde artist mi diyeceğim" Babama sonraları şunu demişimdir. Bak koşmadık, artist olmadık. Fırsat bulduğum anda bende Başkan oldum gibi. Bu sporla ilgili yorumda Toptancılar Çarşısı'nda ticaret yapıyoruz. İşte en alt kademeden başladık. Belli bir noktalara geliyoruz. Babama çok gelip giden oldu. “Zeki Dayı  senin oğlan topla tüfekle niye uğraşıyor, ne işi var ?” diye.Benim sportif anlamdaki uğraşlarımda rahatlamam Sayın Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından sonradır. Niye? İşte rol model, örnek. Siyasetin, yani bizim aile siyasetimizin de, şimdi aklımızın erdiği zaman, ailemizde Rahmetli Erbakan Hoca konuşulurdu. Sonrasında siyasi çizgimiz bizim ailemizin hep o doğrultuda devam etti. Sonra ANAP, Özal muhafazakar kanadı, sonra AK Parti siyaseti. Arada Refah Partisi. Bakın işte yani model olacak birisi. Aile yapıları aynı, çizgi aynı. Bak futboldan geliyor, top oynamış, ticaretle uğraşıyor. Yani hepsini beraber götürüyor. Biraz biraz öyle biraz böyle. Tüm bu gelişmeler ışığında az da olsa sportif çalışmalarımızda rahatlama oldu. Çevremizdeki ailelere göre babam çok daha farklı biriydi. Elimizden tutup İdmanyurdu maçlarına götürür, yüzme havuzuna gitmemize ara sıra izin verirdi. Sürekli bir kıstırılma, denk getirilme hadisesi yaşandı etrafımızda. ASKF seçimleri yapılıyor, sağdan soldan haberler geliyor. Liste yapın destek olalım, şöyle yapın. Bu da kendi siyasetimiz içerisinde. Niye? Sonraki yıllarda anlıyorum artık yani gidiyoruz. Bu arada işimiz gücümüz devam ediyor. İşte biraz önce bahsettim. Babamın ve ailemin arkamızda zırh gibi durması. Ne işi var topla tüfekle ile uğraşıyor? Şimdi bazı alanlarda o kadar zorlanıyoruz ki, Sayın Bakanıma da söyledim bunu. ''Bizim gençlerimizi, cami avlusundan çıkartmayanlar utansın '' dedim. Yani top oynamak günah, sinemaya gitme, saz çalma, onu yapma, bunu yapma. Şimdi görüyorsun Fezi eylemlerinde işte. Ne yapmanın ne yapmak olduğunu. Yani sosyal olmak, yani imam hatipte okuyan arkadaşlarımız o yıllarda bizden çok daha zor durumdalardı. Biz Mevlana Ortaokulu Konya Teknik Lisesi mezunuyuz o arkadaşlara göre tırnak içinde biracık daha rahattık. Sosyal olma adına sporun varlığını eğer bizim camiamız erken keşfedebilseydi, çok daha farklı olurdu. Tabi hep spor tarafından gidiyoruz. Siyaset konuşmayacağız ama çocukluğumuza ait argümanlar ünlü 6 Eylül mitingi Konya'da. O yıl Konya Teknik Lisesi ve EML Akıncılar Teşkilatlarında okul sorumlusu görevini de üstlenmiştik.

Peki sonraki yıllarda da özellikle siyasette, böyle bir 'kıstırılma, denk' getirilme pozisyonu devam etti mi?

Yani hedef haline geldik.

Büyürse ne yaparız tarzı mı?

Bilemiyorum. Yani sonra neden o noktaya geldi, hedef neydi. Bizim şehrimiz çok güzel bir şehir. Bizim şehrimizde aradan sıyrıldığınız zaman bu sıkıntıları yaşamak durumundasınız. Asla bir şikayetim yok. Ayak çekilir, mayak çekilir. Başarılı ol, ayağın çekilirse de çektirme kardeşim. Bu ortamda elbette çok büyük destekler gördük. Çok anlamlı noktalarda çok önemli destekler aldık. Futbol Federasyonuna girişimizde, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Bey'in desteğinden bahsediyorum. Büyük desteği oldu. Siyaseten birilerini kıstırmaya çalışan insanlar,  bu kafa yapısındakiler, siyasetin içerisinde çok kalamazlar. Bırak siyaseti, toplumsal hadiselerin içerisinde çok fazla kalamıyorlar. Kendisini yürütmekten daha çok, yürüyenlere çelme takma noktasında olanlar bertaraf olup gidiyorlar. Bu her alanda böyle. Sonra Futbol Federasyonu yönetim kurulu üyesi oldum. Konfederasyon Genel Başkan Yardımcısı oldum. Yönetim Kurulu üyeliğim devam etti. Arada bir 2 yıllık Haluk Ulusoy dönemi hariç tüm yönetimlerde bulundum. 2008'de rahmetli Hasan Doğan'ın Levent Bıçakçı yönetiminden kendi yönetimine aldığı 3 isimden biri oldum. Bu bizim için önemli bir argümandır. 2008 yılında yine Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinden fair-play şeref diploması ödülü aldım. 2011 yılında Türkiye Amatör Sporları Konfederasyonu Genel Başkanı oldum. 2007 yılında milletvekili aday adaylığım söz konusuydu, olmadı. Şimdi siyasi adımlar attıkça sporda büyüdükçe şunu gördüm; bizim 1982 yılında kazanıp da amcamın vefatıyla birlikte babamı yalnız bırakmama adına bıraktığımız İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi diplomasına mutlaka sahip olmamız gerekiyor.

Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan, siyaseti çok istemesine rağmen nasip olmadığını belirtirken, “Bazen sizin çok istediğiniz şey hakkınızda hayırlı olmayabilir” diyor. Baykan’ın gönlünden geçen ise Konyalıların birlik ve beraberlik içinde daha organize olmaları.

Diploma eksiğini hep yaşadınız sanırım?

Bu arada bir Açık Öğretim kaydımız oldu. Sınavlara girdik, önce okul kazanmış olan ama o yıllarda çok not kırılıyor diye tekrar kazanamadık. 12 defa İstanbul Hukuku bıraktıktan sonra sınava girdim, açık öğretime katılayım diye. Bir de süreç içerisinde hep çıkan öğrenci aflarında bunu yaptım, bir başvurum hatta askerdeyken yapılmıştır. 1984-1985 askerlik dönemimiz. Evlilik, çocuklarımız. Taşkentspor yürüyor bir taraftan. Her afta dilekçe verdim. Niye verdiğimi bilmeden verdim, her öğrenci affında. Soranlara dalga geçtim, çocuklara miras bırakılsın diye. Ve niye verdiğimizi yıllar geçtikten sonra anladım. 2005 yılında son af çıktığında ve ben 2004 Meram Belediye Başkanlığı aday adaylığında Yüksekokul mezunu olmamanın tabiri caizse kazığını yiyince. 2005'te çıkan af, 2001'de çıkan aftan sonrasını kapsadı. Eğer ben 2001 affına müracaat etmiş olmasaydım, 2005 affından istifade etmiş olamayacaktım. Ve 2006'da başladık Hukuka. Özkaymak Otobüslere 302'lere klimaları yeni takmıştı 1982'de ben İstanbul Hukuk'u kazandığımda. Biz 2006'da uçakla vize-final İstanbul'a gidip gelmeye başladık. Yaş ilerledi, otobüs çok çekilmiyor, ekonomik imkanlarımız Allah'a şükür iyi. Ailemin anne tarafımın tamamı İstanbul'da. Öyle bir mecramız var. Yaz tatilleri, 15 tatiller, sürekli İstanbul'a geliş-gidişler bizi biraz uyanık yaptı. Onun sonrasında işte Futbol Federasyonu, Amatör Konfederasyon. Yani konaklama imkanlarımız arttı, geliş-gidişlerde vize, final girdikten sonrasında zaman değerlendirme imkanlarımız arttı. Allah'a şükür 4 yılda sene kaybı olmadan tek ders sınavına kalarak İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdik.

Zorlamadı mı dersler, bu yoğunlukta?

Şu zorlukları yaşadık. Öyle oturayım, kapanayım 1 ay ders çalışayım yok. Beyin dolu. 1 gün çalışacaksın, ertesi gün onu satacaksın. Yani kafada bilgi tutmanın imkanı yok. Çünkü hard disk durmadan bir şeyler sarıyor. Çalıştık, çok iyi not aldığımız dersler oldu. Ortalama ile geçtiklerimiz oldu. Ama ciddi anlamda çalıştım.

Aradığımda M.Ali Aydınlar Bey'in cebi kapalıydı. Bir süre sonra bana döndü. Kandilleştik, dedi ki "Bu hafta İstanbul'a gelirken bir CV'ini getir" Ne olacak abi dedim. "Getir dedi, Biz diyorsak var bişey" dedi. Sevgili dostum, yakın arkadaşım Göksel Gümüşdağ, Mehmet Ali Aydınlar bir büyüğümüzle sohbet halindeyken Spor Genel Müdürü olarak görev yapan arkadaşım görevden alınacak. Bizi önermişler. Böyle bir çok şeye talip olup, olmamışken, Spor Genel Müdürlüğü görevi yani bürokraside bir görev hiç aklımızda yokken, çünkü bürokrasi geçmişimiz yok.

"Türkiye tarihinde ilk sanırım?"

İstisnai kadrodan geldik Genel Müdür olduk ve maraton başladı.

"Genel Müdürlük çalışmalarınızı kamuoyu biraz biliyor. Birçoğuna vakıf. Konya'yla ilişkiler Genel Müdürlükle nasıl gidiyor ? Yani Konya'ya yeteri kadar destek verdiğinizi samimi olarak Konya'daki bütün gazeteciler biliyor. Konya'nın desteğini yeteri kadar Ankara'da hissedebiliyor musunuz ya da böyle bir desteğe üst düzey bir bürokratın ihtiyacı olur mu?"

Şimdi bizim bürokratlığımız biraz farklı. Bürokrasideki normal trendinde gelen arkadaşlarımız veya bugün Genel Müdür, Müsteşar, Müsteşar Yardımcısı konumunda olan arkadaşlarımız,liseyi bitirip Konya'dan ayrılan arkadaşlar. Aileleri hayattaysa Konya'da. Bilye boncuk arkadaşları yani çocukluk arkadaşları Konya'da kalanlar Konya'da. Ondan sonrasında film kopuk.

"Dışarıda gurbette okumuş, bitmiş"

Belki eşleri Konya'dan ama başka memleketten. Biz sürekli Konya'da yaşadık. Yani 47 yaşında Genel Müdür oldum. 47 yılımız Konya'da geçti. Biz Konya'dan kopuk değiliz. Bu kopukluk bir suçlama değil, doğası gereği. Yani biz tam Mevlana metaforuna uygun bir noktadaydık. Bir ayağımız hep Konya'da, diğer ayağımız dışarıda oldu sürekli. Haftanın 2-3 günü dışarıdaydık, özellikle 2004'ten bu tarafa. Ticaretimiz devam etti. Yani bugün Konya'nın her mahallesinde her sokağında Zeki Dayı, babamın lakabıdır; ayrıca işletmemizin adı da Zeki Dayıdır. Zeki Dayı'yı bilmeyen yoktur. Çünkü her mahallede bir bakkal, market var. Geçmişte yaptığımız bayilikler var, yaygın şekilde çalıştığımız. Biz zaten televizyonda çıktığımız zaman "Aaa bizim Mehmet çıktı", "Bu da bizim Zeki Dayı'nın oğlu", "Bizim Başkan", "Bizim oğlan." Diğer türlü bir arkadaşımız çok görünürlük noktasına geldiğinde medyada, televizyonlarda yer almaya başladığında o zaman zaten "Bak şuranın şu Genel Müdürü de Konyalıymış. Sen biliyor muydun? Bizim Ahmet Ağa'nın oğluymuş" Ama bizim geldiğimiz hayat çizgisinden dolayı "Bu bizim Mehmet. Bu bizim Başkan."

"Bizim oğlan” olma bazen dezavantajdır yaşıyor musunuz ?"

Yaşanmaz olur mu, yani hatta zaman zaman biz de yaşatıyoruz altımızdakilere. Şimdi bir bakın. Eba Müslim Horasani Hazretlerinin sözüdür, "Dostlarından emindiler, düşmanlarına yaklaştılar. Yaklaşılan düşmanlar dost olmadı, dostlarından uzaklaştılar. Yıkılmaları mukadder oldu." Bunu ben 1998 yılında kafama yazdım. Nerede yazdım ? Yeni ASKF Başkanı olmuşuz. Karşı karşıya olduğumuz arkadaşları kazanmaya çalışıyoruz. TES-İŞ Sendikasında Konya Memiş Aytemiz Bey'in Başkan yardımcısı odasında okudum ve yazdım. Ve ben yakınlarıma "Bu Bizim Oğlan" noktasında bu hatayı yapacağımı hissettiğim anda bu söz aklıma gelir. Onun içinde bu muameleye maruz kalacağımız zamanlar biraz agresif olurum. Bizim Oğlan önce olacak.  Uzayan kol bizim olacak. Burhan abinin MEDAŞ eski genel müdürü sen iyi hatırlarsın, Burhan Şahin; bir lafı var. "Bükemediğin bileği öpeceksin, ama bükülmeyen bilek bizim olsun." Bizim Konya milliyetçiliğimiz belki biraz farklı, daha farklı noktada. Gerek dağlılıktan gelen gerek  Konyalılıktan gelen. Bakın görevimiz gereği çok fazla konuşabilmek durumunda değiliz ama Genel Müdür olduktan sonra attığımız adımlar kimi arkadaşlarımızın aldığı görevler, yapılan bazı yatırımlar bunun ispatıdır. Ve bunu anlatmak için bir ihtiyaç duymuyorum. Cenab-ı Allah'ın alnımıza yazdığı kader çizgisine biz de sebebini işlediğimiz zaman karşıma çıkabileceklere inanıyorum. Benim hedefimde Spor Genel Müdürlüğü yoktu.

"Cenab-ı Hakk nasip etti"

Benim hedefimde siyaset vardı, olmadı. Benim hedefimde 45 yaşında Hukuk Fakültesini bitirmek yoktu. Bunlar niyaz, murat ve inat meselesi. Bir şeyi fazla murat etmeyeceksin, ettin inat etmeyeceksin, ettin fazla niyaz etmeyeceksin. Sebebini işleyeceksin, duanı yapacaksın, biraz zorlayacaksın, sana gelecekse gelecek zaten. Onun için iyi niyetle çalış. O kadar çok yaşadık ki, bize zarar vermek isteyenler, kendi kendilerine zarar verdi. Ama bizi ikaz etmek isteyenler de ikazını gerektiği şekilde yaptı.

"Edebine uygun"

Ya da birlikte yol yürümemiz gereken arkadaşlarımız birlikte oldu. Ben bir yerlere gelirken asla ve asla biz kendimizi getirmedik. Gelirken tek başına gelmedik. Bu gelişimizde pay sahibi olan, yanımızda olan, samimi olan herkeste bizimle birlikte bir yerlere geldi.
 

“Konyaspor'a çok ciddi katkılarınız oldu. Göreviniz gereği konuşamadınız, şu oldu, bu oldu. Küstünüz ya da kırıldınız kupayı kaldırmaya gelmediniz. Biraz orayı konuşsak"

Benim görevim değil ki kupayı kaldırmak. Ya da o kupayı kaldırırken benim orada görünmeme gerek yok ki. Özde Konyaspor şampiyon oldu ve Süper Lige geri döndü. Bu kazanım varken, kupayı gelip ucundan kaldırmanın bize kazandıracağı bir şey...

"Sürpriz bir şampiyonluk mu oldu ?"

Yani demin dediğim mesele var ya alnımıza yazılmışsa, sebebini işlemişseniz diye...

"O konuda rahat mıydınız Konyaspor'a yaptıklarınız konusunda?"

Ama ben vicdanen, insanen Konyaspor konusunda sonuna kadar rahatım. Görev süremiz sürecinde Konyaspor küme düştüğünde hep Mehmet Baykan adı akla geldi. Düştüğü kadar da çıktı. Bu konuda çok rahatım.

Bunca tecrübeden sonra Konyalı gençlere ne tavsiye edersiniz?

Bizim gibi muhafazakar ailelere sesleniyorum. Korkmayın, çocuklarınızı mutlaka ve mutlaka spor ile ilgilenmelerini sağlayın. Spordan kimseye zarar gelmez. Çocuklarının mutlaka bir müzik aleti çalmasını teşvik etsinler, her şeyden önemlisi yabancı dile özel önem versinler. Son olarak çocuklarından kokmasınlar, temelinde helal lokma olan çocuk doğru yoldan azmaz. Asıl azmaz, bal kokmaz. Kokarsa yağ kokar çünkü aslı ayrandır.  Birde en önemlisi Konya'dan kötü adam çıkmaz. Yırtık çocuklar yetiştirsinler, şayet kazançlarında haram yoksa, helal lokma yedirdilerse korkmasınlar, gençlikteki her türlü haşerelik geçer gider.

RÖPORTAJ: Kerem İşkan-Merhaba Gazetesi/09-10.12.2013
 
RÖPORTAJ: "BÜKÜLMEYEN BİLEK BİZİM OLSUN"   RÖPORTAJ: "BÜKÜLMEYEN BİLEK BİZİM OLSUN"
 
https://www.merhabahaber.com/top-oynadigim-icin-az-dayak-yemedim-176638h.htm
https://www.merhabahaber.com/bukulmeyen-bilek-bizim-olsun-177115h.htm