|
Yaşıma uygun zamanlarda bisikletim de oldu,
motosikletim de oldu.
Rahmetli babam, amcaoğlu ile birlikte bana
ilkokul beşinci sınıfta bisiklet, liseye başlarken motosiklet
aldı. Tabii bisiklet daha çok mahalle içerisinde kullanılırken,
motosiklet lise yıllarımıza denk geldiği için şehrin her
tarafına gitme özgürlüğümüz söz konusuydu.
Yıllar geçtikten sonra motosiklete bindiğimiz
zamanlar aklıma geldikçe hep ürpermişimdir. Zira kaportası,
sürücüsü olan bir binek aracını nasıl kullandığımı hâlâ
anlayabilmiş değilimdir. Zaman zaman düşüp ya da bir duvara
toslayıp yaralanmalar yaşamış olsak da öyle büyük çaplı bir
vukuatımız olmamasına rağmen, bugünlerde pek çok rastlamaya
başladığımız gibi bir motosikletli gördüğümde o günlerimiz hep
aklıma gelir.
Oğlumun da bisikleti oldu ama büyürken ona dedim
ki…
— Benden kesinlikle motosiklet istemeyeceksin ama
ehliyet yaşın geldiği gün sınavlara girip ehliyetini alacaksın.
Allah fırsat verirse arabaya bineceksin.
Lise son sınıftayım ve motosikletim ile okula
gidiyorum.
Şato Form'da kırmızı ışıkta bekliyorum. Anıt DSİ
yolu ile Teknik Lise'ye ulaşacağım. Yeşil ışık yanınca hareket
ettik ama yanımda başka bir motorlu ile bakışıp hafiften
yarışmaya başladık. Benim motor pejo ve puch marka olan
diğerininkine göre daha modelliydi. Konya Gazi Lisesi duvarının
başladığı yerde ben en az beş altı metre önde götürür halde
artık iyice yarışır hale gelmiştik. Ancak bilenler bilir, anıtın
bittiği yerde keskin bir dönüş olacaktı. Bunu hesap ederek oraya
yaklaşırken ben gaz kestim ama muhatabım benim yavaşladığımı
düşünerek geçebilme heyecanı ile iyice gaza yüklenip birden beni
geçti.
Yavaşlamış olmanın verdiği huzur ile virajı rahat
bir şekilde dönerken rakibimin bir anda orta refüje doğru motoru
ile birlikte uçtuğunu gördüm. Doğal olarak hızlı girince virajı
alamamış ve olanlar olmuştu. Hemen fren yapıp geri döndüm, neyse
ki fazla bir hasar yoktu hem motorda hem kendinde ama yine de
beni geçmiş olmanın keyfi gözlerinde okunuyordu.
Körünü öldürmemişti anlayacağınız. |